SÂLİM MEVLÂ EBÛ HUZEYFE - kainatingunesi.com

 SÂLİM MEVLÂ EBÛ HUZEYFE

Eshâb-ı kirâm’ın meşhûrlarından. Kur’ân-ı kerîm’i en güzel okuyan ve tamamını hıfz edenlerindendir. İsmi Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe olup, babası Ubeyd bin Rebîa’dır. (Bir rivâyette ise Mûsâ bin Ukbe Sâlim bin Ma’kîl’dir.) Künyesi Ebû Abdullah’tır. Subeyte binti Yuâr-il-Ensârî’nin kölesi iken Onu Ebû Huzeyfe’ye (r.a.) bıraktı. Böylece Hazreti Ebû Huzeyfe’nin kölesi oldu. Ebû Huzeyfe (r.a.) müslüman olunca, o da, Onda meydana gelen değişikliği görmüş ve de müslüman olmuştu. Böylece ilk müslümanlardan olma şerefine nail olmuştu. Ebû Huzeyfe (r.a.) müslüman olunca onu azad etmiş, istediği yere gitmek husûsunda serbest bırakmıştı. Fakat Sâlim (r.a.) O’ndan ayrılmayınca evlâd edinmişti. Bunun üzerine kendisine Ebû Huzeyfe’nin oğlu denilmeye başlanmış ve öyle tanınmıştı. Evlatlıkların, kendi öz babalarının isimleriyle zikredilmesini ve bu kimsenin kendi çocuğu gibi mirasçı olamayacaklarını beyan eden âyet-i kerîme nâzil olunca Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe diye çağırıldı.

Ebû Huzeyfe’nin (r.a.), Hazreti Sâlim’e olan muhabbeti o kadar çok idi ki kızkardeşinin kerîmesi Fâtıma binti Velid’i ona vermiştir. Hazreti Sâlim, Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün gazâlara katıldı. Hazreti Ebû Bekir zamanında Müseylemet-ül-Kezzâb’a karşı yapılan Yemâme gazâsında şehîd düştü. Yemâme’de Muhacirlerin sancaktarı Hazreti Sâlim idi. Sâlim’in (r.a.) sancağı taşıması dolayısıyla tehlikeye hedef olacağını gören Eshâb, “Senin başına bir zarar gelmesinden korkarız” dediler. Fakat O “Eğer ben sancağı taşımayacak olursam Kur’ân-ı kerîm ehlinin en bedbahtı olurum” buyurdu. Harp sırasında Benî Hanîfe kabilesi sancağı düşürebilmek için sancağın bulunduğu yere ve sancaktar Sâlime (r.a.) çok şiddetli bir hücum yaptılar. Sâlim’in (r.a.) sancak tutan kolunu azılı kâfirlerden birisi çok şiddetli bir kılıç darbesiyle kesti. Sâlim (r.a.) Allah… diye öyle bir bağırdı ki, harp meydanı inledi. Fakat sancak yere düşmeden diğer eliyle tuttu. Bir kılıç darbesiyle diğer kolu da kesildi. Fakat, İslâm sancağı yine yere düşmedi. Çünkü Sâlim (r.a.) vücudu ve kesik kolları ile sancağa sarılmıştı. Kafirlerin bütün şiddetli darbelerine rağmen sancağı bir türlü yere bırakmadı.

Sanki Sâlim Mevla Ebû Huzeyfe’ye (r.a.) vurulan her kılıç darbesi onun sancağa biraz daha sıkı yapışmasını ve durduğu yerde daha kuvvetle dik durmasını sağlıyordu. Ne zaman ki İslâm askeri yetişti ve sancağı aldılar, o zaman yere düştü. Sâlim (r.a.) kâfirlerin en şiddetli kılıç darbeleri altında ve şehîd düşerken “Ve mâ Muhammedün illâ rasûl…” Âl-i İmrân süresindeki 144. âyet-i kerîmeyi okuyordu. Eshâb-ı kirâm ona yetiştikleri zaman bu âyeti okuduğunu işittiler. Yere düşünce Ebû Hazeyfe’yi (r.a.) sordu. Şehîd olduğunu öğrenince; “Beni de onun gibilerin yanına götürün” buyurdu. Vasıyyetini yaptı ve şehâdet mertebesine erişti. Ebû Huzeyfe ile beraber birinin başı diğerinin ayağının yanında olduğu halde defnettiler. 12 (m. 633)

Malının bir kısmını kölelerin azâd edilmesi için, üçte birini beyt-ül-mâle, üçte birini de ehline bırakmıştı. Hanımı ve çocukları kendileri için vasıyyet edilen malı almamışlar, onlar da beyt-ül-mâle bırakmışlardır. Onun ilim ve irfanı Eshâb-ı kirâm (r.a.) tarafından kabûl ve tasdîk edilmekle beraber Hazreti Ömer’in, husûsî bir muhabbeti ve hürmeti vardı.

Hazreti Ömer, “Sâlim hayatta olsaydı, hilâfeti şû’raya havale etmezdim. Çünkü ben onu hemen yerime halife nasb ederdim” buyurmuşlardır. Peygamberimiz (sallahü aleyhi ve sellem): “Kur’ân-ı kerîmi şu dört kimseden öğreniniz: Abdullah İbn-i Mes’ûd, Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe, Übey bin Ka’b ve Muâz bin Cebel.” buyurmuşlardır. Hazreti Peygamber (sallahü aleyhi ve sellem) Sâlim’in (r.a.) kırâatini derin bir zevk içinde dinlerdi. Sesi çok güzeldi.

Mâlik bin Haris dedi ki: “Zeyd bin Hârise’nin (Peygamberimizin (sallahü aleyhi ve sellem) azâdlı kölesi ve evlatlığı) nesebi bilinirdi. Sâlim, Mevlâ Ebû Huzeyfe’nin nesebi bilinmiyordu. Fakat Sâlim sâlihlerden bir kimsedir diye söylenirdi.” Abdullah İbn-i Ömer (r.a.) babasından rivâyetle buyurdu ki: “Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe, Mekke’den diğer Muhacirlerle çıkıp Medine’ye gelinceye kadar Muhacirlere imâm olurdu. Çünkü o çok güzel Kur’ân-ı kerîm okurdu. Hazreti Ömer (r.a.) buyurdu ki: “Resûlullah (sallahü aleyhi ve sellem) yanında Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe’nin ismi zikredildi. Peygamber (sallahü aleyhi ve sellem) efendimiz: “Muhakkak ki Sâlim, Allahü teâlâyı çok sever. Eğer Allahü teâlâdan korkusu olmasaydı yine (sevgisinden dolayı) Allahü teâlâya isyan etmez günah işlemezdi.” buyurdu. Hazreti Ömer (Eğer ben Sâlim Mevlâ Ebû Huzeyfe’yi yerime halife tayin etseydim. Allahü teâlâ da bana halifeliği kime bıraktığımı sorsaydı: Yâ Rabbi! Senin Nebîn’den (sallahü aleyhi ve sellem) işittim ki “Muhakkak ki Sâlim bin Ebî Huzeyfe hakîkaten kalbiyle Allahü teâlâ’yı sevenlerdendir.” buyurdu. Ben Resûlünün sözüne uydum) derim. Peygamberimiz (sallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Kıyâmet günü bir çok kimseler Tehâme dağı gibi sevâblarla gelirler. Allahü teâlâ onların amellerini boşa çıkarır ve onları şiddetli bir şekilde Cehenneme atar.” Sâlim (r.a.) “Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah; Biz o kavmi nasıl tanıyacağız. Seni hak peygamber olarak gönderen Allahü teâlâya yemin ederim ki, ben onlardan olmaktan çok korkuyorum.” Resûlullah “Ey Sâlim onlar namaz kılarlar, oruç tutarlar, fakat kendilerine haramdan bir şey teklif edildiği zaman Allahü teâlâdan hiç korkmadan o haramı işlerler. Allahü teâlâ da onların amellerini ibâdetlerini kabûl etmez” buyurdu. Mâlik bin Dinar, “Allah’a yemin ederim ki bu nifaktır, münâfıklıktır” dedi.

Hâsılı Sâlim (r.a.) güzel ve devamlı Kur’ân-ı kerîm okuyan, müslümanların imâmı, ibâdette çok ihlâslı, Allahü teâlâya âşık, özü sözüne, içi dışına uygun kıymetli bir âlimdir.

 

  1. Hilyet-ül-Evliyâ cild-1, sh. 176
  2. Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-3, sh. 85
  3. El-İsâbe cild-2, sh. 70