SEBEPLERE YAPIŞMALIDIR - kainatingunesi.com

İMAMI MUHAMMED MA’SUM SERHENDİ “KUDDİSE SİRRUH” 1. CİLD 182. MEKTÛBU

Sebeplere yapışmak lâzımdır. Bu ise, tevekküle muhâlif değildir. Sebeplerin te’sîr etmesinin Allahü teâlâdan olduğunu bilen ve te’sîri Allahü teâlâdan bekleyen ve te’sîri tecrübe edilmiş sebepleri kullanan kimse, Allahü teâlâya tevekkül etmiş, yalnız Ona güvenmiş olur. Te’sîr etmiyen, hayalî sebepleri kullanmak, tevekkül olmaz. Te’sîri çok görülmüş olan sebepleri kullanmak lâzımdır.

Ateş yakar. Fakat, ateşe yakmak kuvvetini veren, Allahü teâlâdır. Aç olan, birşey yir. Bu şeye doyurma kuvvetini veren Odur.

Lâzım olduğu zaman, böyle sebepleri kullanmadığı için zarar gören kimse, Allaha âsî olur.

Sebepler üçe ayrılır: Hayâlî sebepleri terk etmek, tecrübe edilmiş sebepleri kullanmak vâcibdir. Şüpheli olanlar, bâzan kullanılır.

Allahü teâlâ, istişare etmeği, bilenlere danışmayı etmeyi, danışmayı emretti. Danışmak, sebeblere yapışmaktır. İstişareden sonra tevekkül emredildi.

Âhiret işlerine tevekkül olmaz. Bunlarda çalışmak emrolundu. Burada, azâbından korkmak ve merhametinden Ümitli olmak lâzımdır. Allahü teâlânın keremine, ihsânına güvenmeli ve emrolunan ibâdetleri yapmalıdır.

HÂRİKULÂDE HÂLLER

Dine uymamız, yâni emredilenleri yapmamız ve yasak edilenlerden sakınmamız vazîfemizdir. Tevekkül budur ve kulluk böyle olur.

Başkalarının düşüncelerini keşf etmek, gaybdan haber vermek, duâlarının kabûl olması ve hârikalar, kerâmetler göstermek, Allahü teâlânın sevgisini göstermez. Bunlar kâfirlerde de bulunur. Onlara (İstidrâc) olarak verilir. Böyle haller riyâzet, sıkıntı çekenlerde hâsıl olduğu gibi, sıkıntı çekmiyenlere de verilebilir.

Az yimek, az uyumak iyidir. Fakat, ibâdet yapmaya mani olacak ve aklı, dimâğı sarsacak ve hayâllere sebep olacak kadar az olmamalıdır.

Namazda hâsıl olan hâller, namaz hâricindeki hâllerden eftaldir. Namazın tadını duymak, zevk ile kılmak için, çalışınız! Hele farz namazlardan zevk almak, ancak nihâyete yükselmiş olanlara mahsus olur.

Namaz çok mühimdir. Müstehab olan vakitlerinde ve cemaat ile ve şartlarına, edeblerine ve tâdîl-i erkânına dikkat ederek ve sükünet ve vekar ile edâ ediniz! Hadis-i şerifte, (Namazda kul ile Rab arasındaki perdeler kalkar) buyuruldu.

Ruhlar hakkında soruyorsunÖ+uz. Ruhları ve kabir hayatını anlatmak, çok zordur. Bunlar üzerinde zan ile, tahmîn ile konuşmamalı, (Nass)larda [Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde] bildirilmiş olanlara kısaca îman etmelidir. Kabirde nîmetler ve azâblar olduğuna îman ederiz. Bunların nasıl olduğunu araştırmayız. Meyyitlerin birbirleri ile konuştukları bildirildi. Kabirde azâb olunanların na’ra ve sayhaları haber verildi. (Bunları, insanlardan ve cinden başka her canlı işitir) buyuruldu.

Âhirette, Cehennemdeki ebedî, sonsuz azâbdan kurtulmak için, islâm âlimlerinin bildirdiklerine îman etmek [inanmak] lâzımdır.

Kim bildirirse bildirsin, Nass’lara uymıyan bilgiler, keşifler kıymetsizdir. Kim olursa olsun, herkes dinin emirlerine uymakla mükelleftir. Tasavvufun gayesi, bu emirlerin rahat, kolay bir şekilde yapılmasını sağlamak, insana kendi gizli kusurlarını göstermek ve ihlasa kavuşturmaktır.

İnsanın şerefi, ilim ve edebledir

Sanma ki, şeref, mal ve nesebledir.

Kaynak: Türkiye Gazetesi, Bizim Sayfa