SOLAN TOMURCUKLAR - kainatingunesi.com
Yazar: Em. Alb. Fahrettin Tacar

Halen devlet arşivlerinde memur olan, damadımız Gazanfer Şahin bey, 80’li yıllarda, İstanbul Suriçi’nde 500 mevcutlu bir ortaokulda Milli Tarih, Din Kültürü ve Ahlak dersi öğretmenliği yaptı.

Sohbetimiz sırasında dedi ki, Fahrettin abi, okuldaki talebenin yaklaşık yüzde 20’si, saçları dağınık, taranmamış, su, sabun yüzü görmemiş, kirli, elbiseler, ayakkabılar, kılık kıyafet pejmürde, bakımsız. Dersi hiç dinlemezler, sırayı çizer, defteri, kitabı karalar. Kimin de defter, kitap hiç yok. Ev ödevi yapmaz. Teneffüsde elleri cepte yere oturmuş veya bir duvara yaslanmış, dalgın, ümitsiz, oyuna iştirak etmez. Renkler soluk, çoğunun elmacık kemiği çıkmış, sanki hayatla bağlantısı kalmamış, canlı cenaze. Moralleri düşük. Bu çocuklara soru sormak, bunlarla konuşmak bir mesele. Ya cevap vermez, sağa sola önüne bakar veya dağınık, alakasız, manasız cevaplar verir. Bu çocukların durumu beni dehşete düşürdü.

İlmi araştırma ve etüde başladım. Yavaş yavaş yıllarca, o boynu bükük okul talebelerinin bütün velilerini, ana babalarını, kardeşlerini, öğretmenlerini, arkadaşlarını, komşu ve akrabalarını tanımaya çalıştım. O semtteki talebe velisi olan polis ve bekçileri, emniyet personelini, hakim, savcı, avukat, hukukçuları, bakkal, lokanta, pastane sahibi esnafı tanıdım ve tanıştım. Hepsinden hayatının baharında solmuş bu çiçeklerin, bu tomurcukların kuruma sebeplerini araştırdım. Kendi imkanlarımla teşhis, tedavi, çözüm yolları aradım. Maalesef ebeveynlerin yarısı zengin, yarısı fakir. Anne, babalar, kardeşler, aile ferdleri içki, kumar, esrar, fuhuş bataklığına düşmüşler. Aile ferdleri birbirinden kopmuş. Her biri ayrı bir sosyal ve manevi bir hastalığa yakalanmış. Manen, ahlaken aileler çürümüş, çökmüş, kangren olmuş. Sıhhatinden, ahlakından, insanlığından çok şey kaybetmiş. Bu çocuklar ve bunların bağlı olduğu aile ferdleri batan gemini tayfaları gibi ümitsizliğe düşmüş. Sonsuz azaba doğru gidiyor. Bu çocuklardan annesi, babası, kardeşi, ailesi hakkında sorduğum suallere doğru dürüst cevap alamam. Bunları yakinen tanıyan komşu çocukların ve çevrenin verdiği bilgilere göre, yarısının anne ve babası boşanmış, babaları, ağabeyleri, ablaları, anneleri eve hiç gelmiyor. Diğer yarısı ise yalnız yatmak için, otel gibi eve geç geliyor. Aile kontrolü kalmamış, aile ferdleri gece gündüz nerede, ne iş yapıyor belli değil. Aile ruhu ölmüş. Aileler, ferdler sosyal ve psikolojik yönden bitkisel hayat yaşıyor.

Çoğunlukla anneler özel şirketlerde, ismini söyleyemeyeceğim aynı mesleği yapıyorlar. Ve şunu anlıyorum anneler başka erkekle, babalar başka kadınla gayri meşru yaşıyor. Anneler hukuken, aileler hukuken kağıt üzerinde mevcut. Fiilen yıkılmış, ruhen ölmüş. İşte cemiyetimizdeki dini cehalet ve sosyal çöküntünün neticesi. İşte sosyal bünyede çürüme ve kangren.

Allaha, Resulullaha, Kitabullaha iman ve cemaat ruhu üzerine kurulmuş olan medeniyetimizin manevi bağları kopmuş. Komşular, akrabalar, aileler dağılmış. Fertlerin her biri sosyal bir zehirle zehirlenmiş. Çocuklar yetim, anneler, babalar kimsesiz garip. Sevgi, merhamet gitmiş. Geride yemek, içmek, nefsani arzular, hayvani yaşantı kalmış. Bu insanlar için, gittikçe artan elem ve acılar, Cehennem hayatı dünyada iken başlamış. Üstün medeniyetimizde, ilahi dinimizde ana ve babanın çocuk üzerinde hakkı olduğu gibi, evladın da anne ve baba üzerinde anlatacağımız, bugün unutulmuş büyük hakları vardır.

Ailenin reisi baba, hanımını öyle bir yerden almalı ki, cemiyet çocuğa, annesinin soyu, geçmişi hakkında sitem etmesin. Onu aşağı görmesin. Falanca kötü kadının çocuğu demesinler. Çocuğa güzel isim koymalıdır.

 Sevgili Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”in, diğer peygamberlerin, Eshabı kiramın, İslam alimleri ve evliyanın isimlerini vermeye gayret etmelidir. Çünkü o isimlerin sahipleri, imanla ölünce o çocuğa şefaat edeceklerdir. Çocuklara tecvidle Kuranı kerim okumayı öğretmelidir. Kuranı kerimin, Kuran okuyanların fazileti çoktur. Kuran ehli Allahü tealanın seçkin kullarıdır. Çocuğunu halal lokma ile beslemeli, büyütmelidir. Yoksa haram yemeklerin tesiri onun özüne işler. O çocuktan kötü işler meydana gelir.

Malik bin Dinar hazretleri bir gün ağlıyordu. Niçin ağlıyorsun diye sorduklarında, evimde bir kızım var, o beni ağlattı. Babacığım, bana haram yedirmektense aç durmayı daha iyi bulurum. Benim kurtulup, senin yanmanı istemem dedi. Onun bu sözü beni ağlattı buyurdu.

Sevgili Peygamberimiz buyurdular ki, “Yiyecekleriniz halal, temiz olsun, çocuklarımız yiyeceklerimizden hasıl olmaktadır.” Çocuk doğmadan önce de annesine haram lokma yedirmemelidir. Çocuğu yedi yaşında beş vakit namaza alıştırmalıdır. Çocuğuna ilim öğretmelidir. Yavrucağı cahillikten kurtulmalıdır. İki cihanda kurtuluş ve seadet ilimledir.

Çocuğu bir sanat ve meslek sahibi yapmalıdır. Sanat fakirliğe karşı bir emniyettir. Çünkü ne kadar zengin olsa da kalıcı değildir. Sanat bir gün elbet işine yarar.

İslam alimleri buyuruyorlar ki, bir kimse bir meslekte çalışmayıp, işsiz oturuyorsa, üç sebepten birisi onda vardır. Ya zahittir, dünyaya düşkün değildi, devamlı nafile ibadet yapar. Ya tembeldir, çalışmaya üşenir. Veya kibirlidir, çalışanları küçümser.

Tembellikten çalışmayan kimse, az zaman sonra dilenci olur. Kibirlenip çalışmayan bir müddet sonra hırsızlığa başlar. Zahid olup dünyayı hepten terk eden sonunda cimriliğe düşer.

Çocuk için kötü meslek, kötü arkadaş felakettir. Bir baba çocuğunu, ilimsiz, edepsiz bırakırsa, tehlikeli arkadaşlardan korumazsa, ondan gördüğü kötülüklere kızmamalı, kendine kızmalıdır.

Hüccetül İslam İmamı Gazali hazretleri buyuruyor ki, çocuklar anne ve baba elinde bir emanettir. Çocuğun temiz kalbi, nefis, çok kıymetli bir cevherdir. Her nakışı kabul eden bir mum gibidir. Çocuk kalbi çok feyizli, temiz bir topraktır. Bu toprağa hangi tohum ekilirse, o bitip büyüyecektir. Eğer iman, İslam tohumu ekersen, Allahın emirlerini öğretirsen, o yavru iki cihanda seadete kavuşur. Annesi, babası, hocası da onun sevabına ortak olur. Şayet çocuğun kalbine kötü tohum ekersen, onu kendi başına bırakırsan her istediğini yapar. İstediği ile oturur kalkar, neticede kötü arkadaşlardan kötü huylar kapar. Şayet İslam terbiyesi görmemiş, eğitilmemiş çocuktan hizmet beklersen, cahil, ahmak olduğun anlaşılır.

Evlenmek dünyamıza, ahıretimize, milletimize, devletimize hizmet eden büyük bir müessese kurmaktır. Hukuki ve dini nikah eşler arasında hatta eşlerin mensubu olduğu aileler arasında, cemiyet huzurunda, maddi ve manevi büyük bir taahhüttür. Karşılıklı şeref sözü vermektir. Ahde vefa, sözünde durmak Allahın emridir. Dinimizde farzdır. Söz vermek borç gibidir. Sözüne güvenilmeyen, sağlam ahlaka sahip olmayan insanlarla aile yuvası kurmamalıdır.

Sevgili Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde, “Gübrelikte biten gülleri koklamayınız” buyurdular. Nefsani arzulara, hislere mağlup olarak sokakta eş aranmaz. İyi araştırma yapmalıdır. Asil, dini imanı bütün, ahlakı kuvvetli ailelerin çocuklarıyla çocuklarımızı evlendirmeliyiz. Çeşitli dernekler, kurslar, eğitim müesseseleriyle ailevi, şahsi gayretlerimizle, çevremizdeki din ve ahlak eğitiminden mahrum, yetim, garip, kimsesiz fertlere sahip çıkıp onları Allah rızası için eğitmeliyiz. Bu günahsız yavrulara, ilmi, imanı, islamı öğretmeliyiz. O her biri, kainattan daha büyük, kalb ve ruh taşıyan bu insan evladlarını, şehitlerin, gazilerin torunlarını, milletimizin sahipsiz fertlerini manen kurtarmalıyız.

Cemiyetimizi bu büyük manevi ve sosyal çöküntüden, çürümekten, milletçe, devletçe el birliği ile kurtarmalıyız. Emri maruf yapmalıyız. Mükafatını onları yaratan, onların sahibi, Rabbil aleminden beklemeliyiz. Bu çalışmayı, sonsuz ahıret seferi, ebedi hayatımız için manevi azık ve büyük sermaye bilmeliyiz.

Milli bünyeyi saran, sosyal felaketlerin birinci sebebi Hakka karşı şirktir, dinsizliktir. İlim ve fen ilerlediği halde, ufuklarımızı sarmış olan felaketler, hep dinsizliğin, imansızlığın, ahlaksızlığın, sevişmezliğin neticesidir. Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedikçe, ızdırap ve felaketten kurtulamaz. Hakkı tanımadıkça, hakkı sevmedikçe, Hak tealayı hakim bilip, Ona kulluk etmedikçe insanlar birbiriyle sevişemez. Haktan ve hak yolundan başka her ne düşünülürse hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur. Görmez misin, meyhaneye, pavyona gidenler dövüşür; camiye gidenler sevişir.

Allahü teala hepimize, alemlere rahmet olarak gönderdiği sevgili Peygamberimize tabi olmayı, İslam dinini iyice öğrenmeyi ve öğretmeyi, ailece, milletçe, sonsuz rahmete, mağfirete, ebedi seadete kavuşmayı nasip eylesin.