SÖMÜRGE EĞİTİMİ - kainatingunesi.com

Yazar: Mustafa Necati Özfatura

Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana İngiltere’nin baskısı sonucu “Eğitim müfredatı” sömürge eğitimi olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin yeniden Osmanlı gibi cihan devleti olmaması için millî eğitim aslında ne millî ne de yenidir. Yüzde yüz sömürge eğitimi üzerine kuruludur. Gaye ise nesilleri millî ve manevi değerlerden münhasıran İslamiyet’ten uzaklaştırmaktır.

Harf devrimi aslında nesilleri maziden koparmak ve Hıristiyan Batı potasında eriterek batılılaştırmak, muasırlaştırmak, maskesi altında gençleri ceddimizin en büyük hazinesi, gücü olan İslamiyet’ten koparmak ve bir süre sonra Protestanlaştırmak için yapıldı. (Hüsrev Gerede, Halide Edip Adıvar ve Selim Sırrı Tarcan hatıraları)

Nobel ödüllü gururumuz Prof. Dr. Aziz Sancar’a bir öğrenci din ile bilim arasındaki ilişkiyi sorduğunda şu cevabı vermiş idi: “Ben Müslümanım. Müslüman olduğumu her yerde söylüyorum. Müslümanlığımla övünüyorum. Türkiye’deki evrim tartışmaları beni çok üzdü. Türkiye’nin çok sorunu var. Ben Allah’a inanıyorum. İsteyen evrime inanır, isteyen inanmaz. Fakat bunu kalkıp büyük devlet, millet sorunu yapıp kavga ederek bütün enerjimizi buna harcıyoruz.”

Batı potasında erimiş yerli ve millî olmayan sözde aydınlardan çok kişi bu sözlere tepki gösterdi. Bu tepkilerden bir kaçı şöyledir: “Evrim teorisine inanmayan birinin Nobel’i geri alınmalı” “Evrime inanmıyorum diyen birinden nefret ediyorum.” “7 dil biliyorum. Sayısız çalışmalarım var. Aziz Sancar bizim utancımız.” “Okumuşsun ama boşuna okumuşsun Aziz Bey” “Aziz Sancar’ın Nobel’i geri alınmalı, imza kampanyası başlatıyorum.” “İsteyen inanır demiş beyefendi, sana mı soracağız?” Kendini aydın zanneden bu güruh nerede ise ilim adamımızı açıklamasından dolayı linç edecekler.

Genetik ile ilgili Nobel ödülünü alan Prof. Dr. Aziz Sancar son olarak sigaranın DNA’ya verdiği zararı yüksek çözünürlükte haritasını çıkaran bir teknik geliştirdi. Bu ise dünyanın önemli ilim merkezlerinde büyük buluş olarak değerlendirildi.

Ateistlerin en ileri gelenlerinden biri olan İngiliz Fred Holl’un büyük patlamanın ispatlanmasından sonra itirafı şöyledir: “Big-bang teorisi evrenin tek ve büyük bir patlamayla başladığını kabul eder ama bildiğimiz gibi patlamalar maddeyi dağıtır ve düzensizleştirir. Hâlbuki big-bang yani büyük patlama çok gizemli bir şekilde bunun tam aksi bir etki meydana getirmiştir. Maddeyi birbiriyle birleştirecek ve yıldız topluluklarını meydana getirecek hâle getirmiştir. Bu muazzam patlama ile birlikte ortaya çok büyük bir düzen çıkmışsa patlamanın her anında öncesinde ve sonrasında sonsuz büyük bir kudrete sahip bir varlığın bulunduğunu göstermektedir.”

Büyük patlamadan önce ne zaman vardı ne de mekân. Evren ne madde ne de enerji idi. Kainat yoktan yaratıldı. İngiliz Fred Holl ateist olmasına rağmen ilmen Allahü teala’nın varlığını kabul etmektedir. Bizim sözde aydınlarımıza gelince genç nesilleri şöyle zehirlediler: Yunus Nadiler denilen nasipsiz, 1932 yılında çıkardığı “Hayat Ansiklopedisi’nde” Allahü teala’yı red ediyor. Maddenin son kısmı şöyledir: “Mevcut dinlerin telkin ettiği itikada göre Allah birdir, kainatı o yaratmıştır. Fakat fenni terakkiden günden güne bu itikadın boş olduğunu Allah denilen varlığın mevcut olmadığını göstermektedir…” Cumhuriyetin başlangıcındaki idarecilerin büyük çoğunluğu bütün dinlerin ömürlerinin tamamlamış bulundukları cihetle ortadan kalkacaklarına inanmış kimselerdi. Oysa yanıldıkları meydandadır…