Sultanın Merhameti - kainatingunesi.com

“Abdülhamid Hân devrinde, size, fakir bir memurun mâcerasını anlatayım: Aksaray’da oturan fakir bir memur. Ayda, o zamanın parasıyla 500 kuruş alıyor. Zevcesi hâmiledir ve doğum yakındır.

Tedariksiz bir anda sancılar başlıyor. Mevsim de kış, Adamın on parası yok…. Ne doktor getirtebilir, ne de ebe. Ne yapsın şimdi bu adam?..

Hemen Bakırköy telgrafhanesine koşuyor. O zaman Yıldız Sarayı’na telgraflar yalnız Bakırköy Postanesi’nden çekilebilirdi. Zatı şahâneye’ye hitaben acıklı bir tel çekiyor… Aynı günü gecesi, Abdülhamid Han, salonda otururken, tegrafı arzediyorlar. Aynen görmek istiyor, bir kere daha, bir kere daha okuyor ve mırıldanıyor:
“Demek ki benim tebaam arasında bu kadar çâresiz kalanlar da varmış’’…

Hükümdar, derhal beni çağırttı ve emretti: ‘’Hemen bir saray arabası hazırlat ve sarayım doktor ve ebelerini gönder! Son süratle gitsinler! Şu bir kese altını da al, hediye olarak götür, çocuğun masraflarına karşılıktır. Bana da hızla neticeyi bildir!’’…
Huzurundan çıkar çıkmaz emri yerine getirdim.

Yanımda Besim Ömer ve Cemil Paşa gibi en muktedir doktorlar, hastanın imdadına yetiştik. Sabaha karşı döndüğüm zaman, Sultanın hâlâ uyanık olduğunu hayretle gördüm. Masanın üstündeki billur sigara tablası, ağzına kadar içilmiş sigara izmaritleriyle doluydu.

Sultan’a nur topu gibi bir oğlan çocuk doğduğunu ve kendisine babası tarafından ‘’Abdülhamid’’ ismi verildiğini anlattım.
Sultan rahat bir nefes aldı ve huzur içinde istirahat köşesine doğru uzaklaştı, gitti…’’

Musahip Nadir Ağa’nın Anlattıkları (1947)