YAŞLILARA HÜRMET ve SAYGI - kainatingunesi.com

YAŞLILARA HÜRMET ve SAYGI

           Dinimiz, ihtiyarlara hürmet etmeye büyük ehemmiyet vermiştir. Sevgili Peygamberimiz buyurdu ki: (Bir genç, bir yaşlıya (yaşından dolayı hürmet ederse), onun yaşına varınca, Allahü teala, ona, gençleri hürmet ettirir.)

          Bugünün gençleri, yarının ihtiyarlarıdır. İhtiyar olmasa bile, yaşlılara hürmet etmek dinimizin mühim emirlerindendir. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

        (Büyükleri saymayan, küçüklere acımayan bizden değildir.)

        (Yaşlılara hürmet ve ikram, Allahü tealaya saygıdandır.)

        (Müslüman; güçsüzlere, hastalara, yaşlılara ve küçükler merhamet eder.)

          Ziyaretlere, yaşına hürmeten büyüklerden başlamalı, bir şey vermeye ise küçüklerden başlamalıdır.İhtiyara hürmet ederken, zengin fakir ayırmamalıdır. Zengine zenginliği için hürmet edilmez. Hadis-i şerifte buyruldu kiLZengine, zenginliğinden dolayı tevazu edenin, dininin üçte ikisi gider). İslam âlimleri, malından dolayı zengini yüceltenin, fakirliğinden dolayı yoksulu aşağılayanın lanete müstehak olduğunu bildirmişlerdir.

          Mevlana hazretleri, bir gün meclisinde bir gencin, bir ihtiyarın üst tarafında oturduğunu gördü. O gence bir şey söylemeden, “Hazret-i Ali’nin, sabah namazına giderken önünde yürümekte olan Hristiyan bir ihtiyarın; yaşına hürmeten önüne geçmediğini, bu sebeple namaza geç kalınca, birinci rekâtın rükuunda Cebrail aleyhisselamın; Resulullahın sırtına lütuf ile elini koyup durdurduğunu ve Hazret-i Ali’nin yetiştiğini anlatıp” buyurdu ki:

          – Hristiyan ihtiyara hürmet edilince, Müslüman ihtiyara daha çok hürmet edilir. Hele ömrünü İslama hizmetle geçirmiş ihtiyarlara saygı, hürmet gösteren gençlerin, Allahü teala katında ne kadar yüksek mertebe kazanacağını düşünmelidir.

             Bu nasihati dinleyen genç, mükemmel bir ders alıp, bir daha büyüklerin üst tarafında oturmamıştır.

 MENKIBE  İhtiyarın önüne geçmedi

              Bir gün Hazret-i Ali Efendiz, sabah namazı için mescide giderken bir ihtiyara rastladı. İhtiyarın ak sakalına hürmet edip önüne geçmedi. İhtiyarın arkasından ağır ağır yürüyordu. Mescid kapısına kadar geldiler. İhtiyar içeri girmeyip gitti. Hazret-i Ali, bu ihtiyarın Hristiyan olduğunu anladı.

             Hazret-i Ali mescide girince; Resulullah efendimizi, Eshab-ı Kiram ile birlikte rükûa eğilmiş buldu. Namaz  bittikten sonra Eshaba-ı Kiram, Resulullah efendimizden birinci rükûda çok beklediklerinin sebebini sordular. Bunun üzerine Resulullah efendimiz buyurdu ki: (Adet olan tesbihi yapıp rükûdan kalkacağım zaman Cebrail aleyhisselam, Sidretül-Münteha’dan süratle geldi. Başımı tutarak rükûdan kalkmama engel oldu. Bunun hikmetinin ne olduğunu da bilmiyorum). O sırada, Allahü teala da, Cebrail aleyhisselama buyurdu ki: (Ey Cebrail! Habibime söyle: Rükûda bekletilmesinin hikmetini bildir de, eshabına da sırrını açıklasın!). Hemen Cebrail aleyhisselam, Resalullah efendimizin huzuruna gelerek,

               Ya Resulallah! Siz rükûdan kalkacağınız zaman, Allahü teala, (Git, Habibimin sırtını tut da rükûdan kalkmasın! Çünkü sevgili kulum Ali, yolda rastladığı bir ihtiyarın ak sakalına hürmet ederek yavaş yürüyor, cemaat sevabından mahrum olmasın) buyurdu.

                Bunun üzerine ben de hemen gelerek sizi, Hazret-i Ali gelinceye kadar rükûda tuttum. Hakk teala, beni, sizleri rükûda tutmak için gönderdiği zaman kardeşim İsrafil aleyhisselamı da; doğmaması için, güneşi tutmaya gönderdi. Hikmeti budur.

                Resulullah efendimiz, Cebrail aleyhisselamın getirdiği haberi ve namazda iken rükûda neden bekletildiğinin hikmetini de Eshab-ı Kiram’a anlattı.