YETİM ve YOKSUL HAKLARI - kainatingunesi.com

 YETİM ve  YOKSUL  HAKLARI

                 İnsanlar içinde yakın alakaya ve yardıma en çok muhtaç olanlar, daha hayatın başında iken, yalnız ve muhtaç kalan yetim ve öksüz çocuklardır. Bunları himaye etmek, ellerinden tutmak, ihtiyaçlarını gidermek Müslümanların başta gelen vazifelerindendir. Böyle öksüz ve yetim olanlar, Allahü tealanın bütün kullarına emanettir. Yakınlarından başlamak üzere bütün Müslümanlara bu emaneti korumak vazife olarak verilmiştir. Bu görevi yerine getirenler, Allahü tealanın ve Sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselamın rızasına kavuşmuş olur.

               Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Yetim işlerine bakan kimse, ister yetimin akrabasından olsun, ister yabancılardan olsun, benimle o; cennette şu iki parmak gibi bulunacağız). [Peygamberimiz bunu söylerken orta parmağı ile şehadet parmağını biraz açarak göstermiştir].

               Yetimleri gözetmek ve korumak, aynı zamanda Sevgili Peygamberimize karşı bir borçtur. Çünkü Peygamberimiz de, hem yetim, hem öksüz olarak büyümüştür. Yetim sevindirmek çok sevaptır. İnsanı, cennette yüksek derecelere kavuşturur. Sevgili Peygamberimiz bunu haber vererek buyurdu ki:

              (Bir kimse, merhametle yetimin başını okşasa, elini üstünde gezdirdiği her kıl için, bir kötülüğü silinir. Her kıl için bir derecesi artırılır.)

Allahü teala, Nisa Buresi onuncu ayetinde buyurdu ki:

               (Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler; ancak bir ateş yerler ve yakında alevli ateşe gireceklerdir.)

                Peygamber afendimiz de, insanı helak eden, cehennemde azap görmesine sebep olan yedi şeyden birinin yetim malı yemek olduğunu haber vermiştir. Bir hadis-i şerifinde (Ben iki zayıfın; yetimin ile kadının hakkına tecavüz etmeyi yasaklıyorum) buyurdu.

Eshab-ı Kiram, İslamiyetin emirlerine uyarak yetimleri gözetirdi. Onların yedirilip içirilmesinde kendilerine maddi yardımlarda bulunmayı vazife kabul etmişlerdi. Hazret-i Ömer’in oğlu; sofrasında bir yetim bulunmadan yemek yemezdi. Yolculukta bile, bir yetim bulur, öyle yemeğe başlardı.

                 Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) bir gün çarşıya çıkmıştı. Genç bir kadın yanına gelerek dedi ki:

                -Ey müminlerin emiri! Kocam öldü, geride yetim küçük çocuklar bıraktı. Onlar da kendi yiyeceklerini temin edemiyorlar. Ekinlerimiz, davarlarımız da yok; kıtlıktan yok olup gitmelerinden korkuyorum. Ben, Huzef bin Eyma el-Gafari’nin kızıyım. Babam, Hudeybiye’de Peygamber efendimizle beraber bulundu.

                O zaman Hazret-i Ömer durdu ve:

                -Bu ne büyük şeref dedi. Evinin önünde bağlı duran besili devenin yanına gitti. Yiyecek ve elbise dolu iki çuvalı deveye yükledi. Yularını ona vererek,

              -Bunu al götür. Bitince Allah daha hayırlısını verir dedi.

Dinimiz, yetimin zayıf sayılmamasını ve horlanmamasını emretmektedir. Zira yetimin kalbi çok hassastır. Yardımcısı Allahü tealadır. Bu sebeple yetime haksızlık etmekten, onu incitip ağlatmaktan Allah’a sığınmak, bela ve musibetlerle karşılaşmaya sebep olan yetim hakkı yemekten şiddetle kaçınmak gerekir.

               Birçok şehrin batmasına, sarayların ve köşklerin yıkılmasına yetimlerin ahı sebep olmuştur. Peygamberimiz buyurdu ki:

              “Yetim dövüldüğü zaman ağlamasından Arş-ı âlâ titrer. Allahü teala, meleklerine şöyle buyurur:

             -Ey meleklerim! Babasını toprağa gömdüğüm yetimi kim ağlattı?

Kendisi, -onu ağlatanı en iyi bildiği halde- yetimin şanını yükseltmek için böyle sorar. Melekler de,

            -Allahü teala en iyisini bilir, der.

             -Ey meleklerim! Sizi şahit tutuyorum ki; her kim o yetimi memnun ederse, ben de onu kıyamet günü memnun ederim.

 MENKIBE: Yetim Abdullah

             Abdullah, on yaşlarında iken bir savaşta babasını kaybetmişti. Annesi tekrar evlendiğinde üvey baba Abdullah’ı istememişti.

            Bir bayram günü Abdullah, bir kenarda başını ellerinin arasına almış oturuyor ve cıvıldaşan çocuklara bakıp ağlıyordu.

           O sırada oradan Peygamberimiz geçiyordu. Oynaşan çocukları seyretmek için biraz durdu. Gülümsedi. Birkaç çocuğun başını okşadı. Sonra Abdullah’ı gördü. Kenarda durup ağlaması dikkatini çekmişti. Yanına gitti ve niçin arkadaşlarıyla oynamadığını ve ağladığını sordu?

            Abdullah, Peygamberimizi tanımıyordu ve dedi ki:

             -Amca, babam bir savaşta şehit düştü, annem evlendi. Yapayalnız kaldım. Ne yiyecek bir dilim ekmeğim, ne giyecek yeni bir gömleğim var? Bu yüzden arkadaşlarıma katılamıyorum.

            Peygamber efendimizin mübarek gözleri doldu.

           -Peki Abdullah! Sen Hasan ile Hüseyin’e kardeş olmak ister misin?

           -Çok isterim.

           -Peygambere torun olmak ister misin?

           -Çok isterim.

           -Öyleyse yürü bize gidelim, bundan sonra benim torunumsun.

           Abdullah, ancak o zaman Peygamberimizin karşısında bulunduğunu anladı ve ellerine sarılıp öptü.

                 Birlikte eve gittiler. Abdullah’ın karnı güzelce doyuruldu. İlk defa yeni elbiseler giydi ve Peygamberimizden izin alıp tekrar çocukların arasına döndü. Ama bu sefer kenardan seyretmiyordu. Oyuna katılmış, onlar gibi hoplayıp zıplamaya başlamıştı. Çocuklar bu değişikliği merak edip Abdullah’a sordular:

              -Ey Abdullah! Bir saat önce ağlıyordun, üstün başın dökülüyordu. Şimdi bakıyoruz yeni elbiseler giydin, aramıza katılıp oynuyorsun. Sebebi nedir?

             Abdullah memnun memnun gülümseyerek dedi ki:

             -Benim yerimde olsaydınız siz de sevinirdiniz. Ben Hazret-i Ali ile Hazret-i Fatıma’ya evlât, Hasan ile Hüseyin’e kardeş, Peygamber efendimize de torun oldum.

Çocuklar gıptayla iç çektiler. Hep bir ağızdan şöyle dediler:

             -Keşke biz de senin gibi yetim kalsaydık da Peygamberimizin torunu olma şerefini kazansaydık. Sana imreniyoruz Abdullah!

MENKIBE: Yetimin Hatırı

              Kâfirlerden biri, bir gün bir yetime rastlamış ve acıyıp onu giydirmişti. O gece şöyle bir rüya gördü: Kıyamet kopmuş, kendisi cehennemlik olmuş. Zebaniler onu tam cehennemin ortasına atacağı sırada, yetim yetişip onlara arkadan “Bırakın onu! O beni giydirdi” diye haykırmış. Zebanilerin “Bize onu bırakmamız emredilmedi ki” demeleri üzerine, şöyle bir ses duymuş:

       “O yetimin hatırı için serbest bırakın onu.”

        Kan ter içinde uyanan adam yetime iyi davranması nedeniyle Müslüman olur